Ashi Gölü kıyısındaki Hakone Tapınağı torii kapısının önünde duran çift.

Japonya Günlüğü 2026: Yeniden Tokyo, Kyoto ve Yolların Bizi Götürdüğü Yerler

Yeniden Japonya

Aylar süren hazırlıkların ardından beklediğimiz gün sonunda gelmişti. 11 Haziran sabahı saat 02.05 uçağımız için tüm hazırlıklarımızı tamamlamış, havalimanına doğru yola çıkmıştık. 2024 yılındaki ilk Japonya seyahatimizin üzerinden iki yıl geçmişti. Aynı ülkeye yeniden gidiyor olmanın verdiği mutluluk, uçağın kalkış saati yaklaştıkça yerini tatlı bir heyecana bırakıyordu.

Daha yolun başındayken kendi aramızda gülerek konuştuğumuz ilk konu ise alışverişti. Birer valizle çıktığımız bu yolculuktan acaba kaç valiz ve çantayla dönecektik? O an bunun sadece bir şaka olduğunu düşünüyorduk. Yolculuğun sonunda ise bu sohbeti tekrar hatırlayıp uzun uzun güleceğimizden henüz haberimiz yoktu.

Saatler sonra Tokyo semalarına ulaşıp şehrin ilk siluetini pencereden görmeye başladığımızda, ikimizin de aklından aynı cümle geçti:

“Yeniden geldik.”

Bazen bir şehre ilk kez gitmek büyüleyicidir; ama ikinci kez dönmek, oraya ait küçük bir parçayı içinde taşıdığını hissettirir. Tokyo bizim için tam olarak böyle bir yer olmuştu.

Küçük Tavsiye: Japonya’ya gitmeden önce Visit Japan Web sistemi üzerinden kayıt oluşturup giriş için gerekli QR kodunu almanızı kesinlikle öneririm. Pasaport kontrolü ve gümrük işlemleri bu sayede çok daha hızlı ve pratik ilerliyor.

2026 Japonya yolculuğundan: Mağaza girişinde çift selfie
2026 Japonya yolculuğundan: Havalimanı otobüs yolculuğu

Haneda Havalimanı’ndan yine Limousine Bus ile otelimize geçtik. 2024 yılında konakladığımız otelden o kadar memnun kalmıştık ki, bu seyahatte de hiç düşünmeden aynı oteli tercih etmiştik. Valizleri odaya bırakır bırakmaz üzerimizdeki yol yorgunluğunu unutarak kendimizi Shinjuku sokaklarına attık.

İlk durağımız, neon ışıkları ve dar sokaklarıyla her seferinde farklı bir hikâye anlatan Golden Gai oldu. Kısa bir yürüyüşün ardından ise rotamız iki yıl önce tesadüfen keşfettiğimiz Shinjuku Yataien’di. Planımız oldukça basitti: Japonya’daki ilk biramızı içmek ve yanında özlemini çektiğimiz tempurayı yemek.

2026 Japonya yolculuğundan: Shinjuku omoide yokocho gece
2026 Japonya yolculuğundan: Izakaya akşam yemeği selfie

Ne yazık ki bu kez tempura menüde yoktu. Küçük bir hayal kırıklığı yaşasak da, bunun keyfimizi kaçırmasına izin vermedik. Çünkü Tokyo’da en güzel planlar bile çoğu zaman sokaklarda kaybolurken kendiliğinden oluşuyor.

Bir süre sonra kendimizi, Ebru’nun bu şehirde zamanın nasıl geçtiğini tamamen unuttuğu iki yerden biri olan Don Quijote’de bulduk. “Sadece biraz bakacağız.” diye girdiğimiz mağazadan yaklaşık iki saat sonra çıkabildik. Raflar arasında dolaşırken zamanın nasıl geçtiğini yine anlamamıştık.

Otele doğru yürümeye başladığımızda saat gece 02.30’a yaklaşıyordu. İlk günün yorgunluğu üzerimize çökmüştü ama içimizde tek bir his vardı:

Japonya maceramız yeniden başlamıştı.

“Bazen bir yolculuk, uçağın tekerlekleri piste değdiğinde değil; ilk birayı yudumlayıp kendini yeniden o sokaklarda bulduğunda gerçekten başlar.”

Tanıdık Sokaklarda Yeni Anılar

Japonya’daki ilk sabahımıza erkenden uyandık. Otelde yaptığımız kahvaltının ardından günün ilk işi, Türkiye’den gelmeden önce satın aldığımız JR Pass’lerimizi aktif ettirmek oldu.

Shinjuku’daki JR ofisine girdiğimiz anda bizi karşılayan yaşlı görevlinin samimi gülümsemesi, daha günün ilk dakikalarında Japon misafirperverliğini yeniden hissettirdi. İşlemlerimizi yapan görevliyle kısa bir sohbet ettikten sonra, önceden planladığımız tarih ve saatler doğrultusunda Shinkansen biletlerimizi de bizim yerimize hazırladılar. Aylar öncesinden yaptığımız plan sayesinde bütün işlem düşündüğümüzden çok daha kolay ilerledi.

Tam çıkmak üzereyken girişte bizi karşılayan görevli elinde birkaç küçük origami kâğıdıyla yanımıza geldi. Gülümseyerek ikimize de birer tane uzattı. Belki yalnızca birkaç saniye süren küçücük bir jestti ama Japonya’yı neden bu kadar sevdiğimizi bize yeniden hatırlatmaya yetmişti. Ebru’yla göz göze geldiğimizde ikimizin de aklından aynı düşünce geçiyordu: Aradan iki yıl geçmişti ama hissettirdikleri hiç değişmemişti.

Bugünkü ilk durağımız Meiji Jingu Tapınağıydı. 2024 yılındaki ilk seyahatimizde de yolculuğa yine buradan başlamıştık. Bu kez amacımız sadece yeniden görmek değildi; o gün fark edemediklerimizi keşfetmek ve geçen sefer yapamadıklarımızı tamamlamaktı.

2026 Japonya yolculuğundan: Botanik bahçesinde çift

İlk hedefimiz ise bundan sonraki bütün tapınak ziyaretlerimizin en güzel hatıralarından biri olacak Goshuin defterimizi almak ve Meiji Jingu’ya özel ilk mührümüzü işletmekti. O küçük mürekkep izinin, daha yolculuğun başında bizimle birlikte bir hikâye yazmaya başlayacağını henüz bilmiyorduk.

Tapınakta bu kez uzun süre vakit geçirmeden Harajuku’ya doğru yürümeye başladık. Takeshita Street’in girişindeki, geçen gelişimizde fotoğraf çektirdiğimiz interaktif ekranın çalışmadığını görünce gülümseyip yolumuza devam ettik. Bu ziyaretimizde önceliğimiz sokak lezzetlerinden çok mağazaları keşfetmekti.

Rengârenk Gachapon makineleri, Sanrio mağazaları ve birbirinden ilginç dükkânlar arasında dolaşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Öğle saatleri yaklaşınca bu kez rotamızı uzun zamandır tekrar yemek istediğimiz Harajuku Gyoza Lou’ya çevirdik.

Yaklaşık yarım saat sıra bekledikten sonra sıcacık gyozalar ve yanında içtiğimiz sake bütün bekleyişe değmişti. Bazen bir yemeği güzel yapan sadece lezzeti değil, yıllar sonra aynı masaya yeniden oturabilme hissi oluyor.

2026 Japonya yolculuğundan: Kalabalık izakaya restoranı

Yemeğin ardından alışveriş maratonumuz resmen başlamıştı. Ebru’nun Japonya’daki favori mağazalarından biri olan Uniqlo, tahmin ettiğimiz gibi uzun süre çıkamayacağımız ilk durak oldu. Daha yolculuğun ikinci gününde poşetlerimiz çoğalmaya başlamıştı. Havalimanına giderken yaptığımız “Acaba kaç valizle döneceğiz?” sohbetini istemsizce hatırlayıp birbirimize gülümsedik.

Mağazadan çıktığımız anda ince ince yağmur yağmaya başlamıştı. Japonya’dan nasıl olsa güzel bir şemsiye alırız diye düşünmüş, yanımıza hiç almamıştık. Üstelik henüz burada da bir tane satın almamıştık. Dükkânların tentelerinin altından yürüyerek ıslanmamaya çalışıyor, yağmurun ritmine ayak uyduruyorduk. Tam yağmurun en kuvvetli olduğu anda kendimizi Lush mağazasının içinde bulduk.

Lush’ın en güzel tarafı, almak istediğiniz sabunları önce deneyebiliyor olmanızdı. Ellerimizi tek tek farklı sabunlarla yıkarken Ebru’nun bir anda gülümseyerek, “Bu ellerimi çok yumuşacık yaptı.” demesiyle kararımız da verilmiş oldu. Sadece sabunu değil, yanındaki kremini de alıp mağazadan çıktık.

Yağmur hafifleyince Tokyu Plaza’nın çatı katına çıkıp Shibuya manzarasını izledik. Şehrin üzerinde dolaşan gri bulutlar bile Tokyo’ya ayrı bir güzellik katıyordu.

Sıradaki durağımız Cat Street’ti. Mağazaları diğer bölgelere göre biraz daha lüks ve pahalı olsa da sokakta dolaşmanın kendisi bile keyifliydi. Burada, Japon öğrencilerinin öğle yemeklerinde sıkça tercih ettiği kızarmış ekmeği denedik. İlk lokmadan sonra ikimizin de söylediği şey aynıydı:

“Bunu bir daha yemeliyiz.”

Sokağın sonlarına yaklaşırken internette sıkça karşımıza çıkan meşhur kola dükkânını “Iyoshi Cola”yı görünce kayıtsız kalamadık. “Kola işte, ne fark edebilir ki?” diye düşünmeyin. Ben de öyle düşünüyordum. Ama o küçük mola, beklediğimizden çok daha keyifli bir anıya dönüştü.

Sonrasında rotamız Shibuya PARCO oldu. İlk durağımız Nintendo Store, ardından Pokémon Center’dı. Beklediğimiz gibi her iki mağaza da inanılmaz kalabalıktı. Rafların önünde uzun uzun düşünme şansınız pek olmuyor; gördüğünüzü beğendiğiniz anda karar vermeniz gerekiyor. Yoksa birkaç saniye sonra o ürün çoktan başka birinin sepetine girmiş olabiliyor.

Alışveriş poşetlerimiz iyice ağırlaşınca akşam yemeği öncesinde otelimize dönmeye karar verdik. Yol üzerinde Shibuya Crossing’de yürümemek ve Hachiko’nun yanında bir fotoğraf çektirmemek ise elbette düşünülemezdi.

Akşam için rezervasyonumuz yine iki yıl önce unutamadığımız restoranlardan biri olan Gonpachi Nishi-Azabu’yaydı. Taksi mi kullansak, metro mu diye kısa bir kararsızlık yaşasak da tercihimizi metrodan yana kullandık.

2026 Japonya yolculuğundan: Gonpachi restoranı Pokéball çanta

Restorana adım attığımız anda sanki iki yıl hiç geçmemiş gibiydi. Aynı sıcak karşılama, aynı samimiyet, aynı atmosfer… Lezzetli yemekler, uzun sohbetler ve birbirinden güzel fotoğraflarla geçen gecenin sonunda yine mutlu bir şekilde otelimizin yolunu tuttuk.

Tokyo, ikinci günün sonunda bize bir kez daha şunu göstermişti: En güzel anılar çoğu zaman planlanan yerlerde değil, planların arasında kendiliğinden karşımıza çıkıyordu.

Şehrin Ritmine Karışmak

Japonya’daki üçüncü günümüze yine erkenden başladık. Otelde yaptığımız kahvaltının ardından hedefimiz, turist kalabalığı şehre yayılmadan önce Asakusa’ya ulaşmaktı. Bu yüzden erkenden trene binip rotamızı Senso-ji Tapınağı’na çevirdik.

Asakusa’ya vardığımızda Nakamise Street henüz yeni yeni uyanıyordu. Dükkânların kepenkleri yeni açılıyor, sokaklar ise günün ilerleyen saatlerinde oluşacak kalabalığın aksine oldukça sakindi. Bu kez tapınağa dünyanın dört bir yanından gelen turistlerle birlikte değil, sabahın erken saatlerinde ibadet etmeye gelen Japonlarla birlikte yürüyorduk.

Belki de Senso-ji’yi ilk kez gerçekten bu kadar huzurlu görme şansı yakalamıştık.

Tapınağı gezdikten sonra sıradaki küçük geleneğimizi yerine getirdik. Goshuin defterlerimizi görevliye teslim edip sabırla ismimizin okunmasını bekledik. Rahibin bizi çağırmasıyla birlikte defterlerimizi yeniden elimize aldığımız an, bir önceki gün Meiji Jingu’da başlayan koleksiyonumuza bir mühür daha eklenmiş oldu.

2026 Japonya yolculuğundan: Tapınak ema dilek panoları

Asıl planımız ise Senso-ji’nin hemen ardından Asakusa’nın dar sokaklarında kaybolarak öğle yemeği için uzun zamandır listemizde bulunan Onigiri Asakusa Yadoroku’ya gitmekti.

Elbette işler tam da beklediğimiz gibi gitmedi.

Biraz yanlış sokağa girdik, biraz rengârenk Gachapon makinelerine takıldık, biraz da “Restoran acaba burası mı, yoksa yan taraf mı?” diye Japonca tabelaları çözmeye çalıştık. Sonunda bizden daha kararlı davranan iki Japon teyzenin peşine takılınca doğru yerde olduğumuzu anlamış olduk.

Onlar sıraya giriyorsa, biz de doğru yerdeydik. Küçücük bir dükkândı. İçeride yalnızca iki kişi çalışıyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Onigiri ve sake
2026 Japonya yolculuğundan: Ramen restoranı selfie

Ama sıcak sıcak hazırlanan onigiriler ve yanında gelen miso çorbası, bazen gösterişsiz yerlerin neden unutulmadığını bir kez daha kanıtlıyordu. Yolculuğun en sade ama en keyifli öğünlerinden birini burada yedik.

Yemekten sonra rotamız bu kez tamamen değişti. Sakin Asakusa sokaklarından ayrılıp neon ışıklarıyla yaşayan Akihabara’ya doğru yola çıktık. Hedefimiz belliydi. Biraz mağazaları dolaşmak… Ve sonrasında kendimizi yine Yodobashi Camera’nın büyüsüne bırakmak.

İki yıl önce de saatlerimizi burada geçirmiştik. Bu kez “Artık daha bilinçliyiz.” diyerek girdik mağazaya. Hatta geçen ziyaretimize göre her katta uzun uzun dolaşmamaya bile karar vermiştik.

Plan kulağa oldukça mantıklı geliyordu. Sonuç ise pek değişmedi. Yine yaklaşık dört-beş saatimizi Yodobashi Camera’nın içinde geçirdik. Üstelik bu kez her katı tek tek gezmemiş olmamıza rağmen… Elektronik ürünler, fotoğraf ekipmanları, oyunlar, saatler, mutfak gereçleri…

İnsan bir katta “Şuraya da bir bakayım.” deyince zamanın nasıl geçtiğini gerçekten anlamıyor.

Saatler ilerleyip karnımızın acıkmaya başladığını hissettiğimizde alışverişe kısa bir mola vermenin zamanı gelmişti. Neyse ki Yodobashi Camera’nın içinde birçok restoranın bulunduğu geniş bir yemek katı vardı.

Bu kez tercihimiz, bantlı suşi deneyimi oldu.

Tabakların gözümüzün önünden geçtiği veya durduğu o klasik Japon sistemi, yemeği sadece lezzetli değil aynı zamanda eğlenceli de hâle getiriyordu.

Kısa molanın ardından “Son birkaç mağazaya daha bakalım.” diyerek yeniden dolaşmaya başladık. Tabii ki o “son birkaç mağaza” tahmin ettiğimizden biraz daha fazla sürdü. Akşam olduğunda elimizde yeni alışveriş poşetleri, aklımızda ise bir sonraki gelişte yine uğrayacağımız mağazaların listesiyle Yodobashi’den ayrıldık. Tokyo bize üçüncü günün sonunda şunu öğretmişti:

Bazen bir şehri tanımak, sadece görülecek yerleri gezmekle değil; ara sokaklarında kaybolmakla, küçük restoranlarında sıra beklemekle ve saatin nasıl geçtiğini unutturacak mağazalarında kendini kaybetmekle mümkün oluyordu.

Kyoto’ya Dönmek

Sabah henüz şehir tam anlamıyla uyanmadan otelden ayrıldık. Bugün sıradan bir gezi günü olmayacaktı; Tokyo’dan ayrılıp yeniden Kyoto’ya gidiyorduk.

Bu yüzden kahvaltıyı bu kez bilerek atladık. Elimizde birer kahveyle erkenden Tokyo İstasyonu’nun yolunu tuttuk.

Shinkansen’e binmeden önce vazgeçemediğimiz küçük geleneğimizi de yerine getirdik. İstasyondan birer bento kutusu aldık. Bizim için Shinkansen yolculuğu, yalnızca şehir değiştirmek değildi; cam kenarında bento yiyerek Japonya’nın manzaralarını izlemek de bu deneyimin ayrılmaz bir parçasıydı.

Tren hareket ettikten sonra bentolarımızı açtık. Ardından kitaplarımız…

Yanımda getirdiğim Kenji Miyazawa’nın Galaktik Demiryolunda Gece kitabını okumaya başladım. Japonya’nın kırsal manzaraları pencereden usul usul akarken bu kitabı okumak, sanki yolculuğun doğal bir parçasıymış gibi hissettiriyordu.

Bir süre sonra erken kalkmanın etkisiyle ikimiz de uyuyakalmışız. Gözlerimi açtığımda Shinkansen ekranında tek bir cümle yazıyordu.

“Next Station: Kyoto.”

Hemen Ebru’yu uyandırdım. Birkaç dakika içinde valizlerimizi alıp aceleyle trenden indik. Ve yeniden Kyoto’daydık. İlk durağımız, iki yıl önce olduğu gibi yine Kiyomizu-dera oldu.

Tapınağa çıkan yokuşu yürürken Ninenzaka ve Sannenzaka’nın taş sokakları bizi yeniden geçmişe götürüyordu. Kyoto’nun en sevdiğim tarafı belki de buydu. Bir sokaktan diğerine geçerken şehir yavaşlıyor, insanın içi de onunla birlikte sakinleşiyordu.

Yol boyunca rastladığımız küçük bir tapınakta kısa bir mola vermeden de geçemedik. Kiyomizu-dera’nın ahşap terası, geniş bahçesi ve Kyoto’ya bakan manzarası iki yıl önce olduğu gibi yine aynı hayranlığı uyandırıyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto geleneksel el sanatları dükkânı

Tapınaktan ayrıldıktan sonra geçen gelişimizde tesadüfen keşfettiğimiz yerel chopstick ustasına uğradık. İlk ziyaretimizden sonra “Keşke birkaç tane daha alsaydık.” diye düşündüğümüz için bu kez aynı hatayı yapmadık.

El yapımı çubuklardan bol bol seçtik. Sonra Ninenzaka’nın taş merdivenlerinden yavaş yavaş aşağı inmeye başladık. Belki de o gün içimizdeki en büyük istek, iki yıl önce bizi mutlu eden küçük dükkânları yeniden bulmaktı. Ama şehir de insanlar gibi değişiyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto pagoda manzarası çift

Bazı dükkânlar kapanmıştı. Bazılarının yerinde yenileri vardı. Bir an bunun için üzülsek de çok geçmeden kendimizi yine Kyoto’nun dar sokaklarında kaybolurken bulduk. Aslında en güzel keşiflerimiz hep böyle başlamıyor muydu zaten? Yolda meşhur salatalık turşusunu yine yedik.

2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto Gion Yasaka pagoda
2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto pagoda gece selfie
2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto anime magazasi

Çıtır tavuk… Buzlu tatlılar… Ve ardından küçük bir dükkânın önünde bize ikram edilen acılı susam… İlk lokmayı aldıktan sonra dükkânın içine girip bir paket aldık. Sonra çıkmadan önce dönüp ikinci paketi de sepete ekledik. Bazı lezzetler gerçekten eve götürülmeyi hak ediyor.

2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto Gion kanal manzarası
2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto tren istasyonu selfie

Kyoto merkezindeki gezimizi tamamladıktan sonra artık yolculuğun en çok beklediğimiz kısmına geçme zamanı gelmişti. Rotamız Arashiyama’ydı. Ve bu kez bizi sıradan bir otel değil, eski Japon geleneklerini yaşatan bir Ryokan bekliyordu. İstasyondan çıktıktan sonra otele giden yol boyunca nehir kenarında yürüdük.

Ağaçların arasından geçen dar patika, daha otele varmadan bile insanı günlük hayatın telaşından uzaklaştırıyordu. Kyoto Arashiyama Onsen Ryokan Togetsutei’ye adım attığımız anda bambaşka bir dünyanın içine girmiş gibiydik. Kapıda ayakkabılarımızı çıkardık. Görevliler onları bizim yerimize özenle kaldırırken bize ev içinde kullanacağımız terlikleri verdiler.

Odamıza çıktığımızda ise bizi birer kimono bekliyordu. Görevli, beden konusunda bana hemen uygun olanı buldu. Ebru için ise işler biraz daha uzadı. Doğru bedeni bulduktan sonra bu kez de renkler beğenilmedi. Ebru gülerek,

“Ben seninle geleyim, diğerlerine de bakalım.”

deyince görevli kısa bir an düşündü. Ardından hiçbir şey söylemeden aynı bedendeki bütün kimonoları kucağına alıp odamıza geldi. Birkaç dakika sonra odanın ortasında rengârenk kimonolar duruyordu. O an hepimiz gülmeye başladık. Sonunda seçim yapıldı. Kimonolar giyildi.

Ve Japon ahşap terliklerimizi ayağımıza geçirip Arashiyama sokaklarına çıktık. Akşam yaklaşmıştı. Turist kalabalığı yavaş yavaş çekilirken biz de bambu ormanına doğru yürümeye başladık. Belki de bütün günün en büyülü anı buydu. Kimonolarımız üzerimizdeydi. Bambu ağaçları hafif rüzgârla sallanıyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Arashiyama kimono dağ manzarası
2026 Japonya yolculuğundan: Arashiyama bambu ormanı kimono
2026 Japonya yolculuğundan: Kimono ile gece sokağı

Ve etrafta neredeyse hiç kimse kalmamıştı. Sanki Kyoto bize birkaç dakikalığına sadece kendini göstermeye karar vermişti. Arashiyama’da restoranlar oldukça erken kapanıyor. Bu yüzden akşam yemeği için çözümümüz yine Japonların vazgeçilmezi olan 7-Eleven oldu. Kimonolarımızla markete girince içeride bizim dışımızda bu şekilde giyinmiş kimse olmadığını fark ettik.

2026 Japonya yolculuğundan: Kimono market alışverişi
2026 Japonya yolculuğundan: Kimono sokak yemeği

Kendi kendimize gülmeden edemedik. Sanki market alışverişine çıkmış küçük bir samuray ailesi gibiydik. Akşam odamıza döndüğümüzde marketten aldığımız yiyecekleri alçak Japon masasının üzerine dizdik. Biralar açıldı. Sakeler dolduruldu. Günün yorgunluğu yavaş yavaş üzerimize çökerken Ebru bir anda,

“Ben kaplıcaya girmeden bu otelden gitmem.” dedi. Odamızdaki onsen küvetine giren Ebru’nun çıkması ise epey uzun sürdü. Yaklaşık yarım saat sonra kapıyı açıp hafif kızarmış bir yüzle dışarı çıktı. İlk söylediği cümle ise ikimizi de güldürdü.

“Her tarafım yanıyor… Acaba biraz fazla mı kaldım?”

Sanırım Kyoto’nun ilk gecesi tam da hayal ettiğimiz gibi geçmişti.

Kyoto’nun Ritminde

Sabah saat henüz 05.00 civarındaydı. Arashiyama daha uyanmamıştı.

Otelimizden sessizce çıkıp sokaklarda yürümeye başladık. Üzerimizde bir gece önce giydiğimiz kimonolar yerine bu kez günlük kıyafetlerimiz vardı. Ayaklarımızda ise uzun yürüyüşlere hazır rahat ayakkabılar…

2026 Japonya yolculuğundan: Kimono kırmızı şemsiye bahçe

Sabahın serinliği, nehrin usulca akan sesi ve ağaçların arasından yükselen kuş cıvıltıları birbirine karışıyordu. Uzun zamandır bu kadar huzurlu bir sabaha uyanmamıştık. Kalabalık henüz ortada yoktu. Sokaklar sessizdi. Arashiyama bize sadece kendisini dinlememiz için zaman tanıyormuş gibiydi.

2026 Japonya yolculuğundan: Arashiyama nehir manzaralı çay molası
2026 Japonya yolculuğundan: Geleneksel japon kahvaltısı

Bir süre nehir boyunca yürüyüp sabahın tadını çıkardıktan sonra kahvaltı için yeniden ryokanımıza döndük.

Kahvaltının ardından otelin küçük mağazasına uğrayıp birkaç hatıralık alışveriş yaptıktan sonra günün ilk hedefi olan Monkey Park’a doğru yürümeye başladık.

Buraya özellikle sabah erken saatlerde gelmek istemiştik.

Hem kalabalık daha oluşmamış olacaktı hem de parkın zirvesine çıkan uzun yokuşu günün serinliğinde çıkmak çok daha kolay olacaktı.

2026 Japonya yolculuğundan: Arashiyama maymun parkı
2026 Japonya yolculuğundan: Arashiyama maymun parkı yakın plan

Gerçekten de düşündüğümüz gibi oldu. Yokuş zaman zaman epey yorucuydu. Ama tepeye ulaşıp ilk maymunları görmeye başladığımız anda bütün yorgunluğumuz geride kaldı. Onlara yiyecek uzatırken minik ellerini hissetmek… Birbirleriyle olan ilişkilerini izlemek… Yavrularıyla oynayışlarını görmek…

Sadece birkaç maymun görmekten çok daha fazlasıydı. Bir süre onları sessizce izledik. Sanki biz onların misafiriydik. Monkey Park’tan ayrıldıktan sonra yeniden Arashiyama İstasyonu’na yürüdük. Bu kez planımız elektrikli bisiklet kiralamaktı. Türkiye’deki bisiklet kiralama tecrübelerini düşününce biraz uğraştıracağını sanıyorduk.

Ama Japonya’da her şey yine şaşırtıcı derecede kolaydı. Kısa bir işlemin ardından bisikletlerimizi teslim aldık. Ve belki de bütün Kyoto gününün en keyifli kısmı başladı. Elektrikli bisikletlerle Arashiyama’nın ara sokaklarında dolaşmaya başladık. Bazen dar sokaklara sapıyor…

2026 Japonya yolculuğundan: Arashiyama bisiklet turu
Japonya’da sakin bir sokakta bisikletle ilerlerken.

Bazen orman yoluna giriyor… Bazen de hiçbir yere yetişme telaşı olmadan sadece pedal çeviriyorduk. Şehrin ritmine karışmıştık. İlk durağımız Otagi Nenbutsu-ji oldu. Yüzlerce farklı yüz ifadesine sahip taş heykeller arasında dolaşırken tapınağın huzurlu atmosferi insanı bambaşka bir ruh hâline sokuyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Otagi Nenbutsu-ji heykelleri

Ardından Adashino Nenbutsu-ji’ye geçtik. Turist kalabalığının daha az olduğu bu iki tapınak, Arashiyama’nın en sevdiğimiz köşelerinden biri hâline geldi. Saat öğleni geçmişti. Artık bisikletlerimizi teslim etme vakti gelmişti. İstasyona döndüğümüzde ise bizi hoş bir sürpriz bekliyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Otagi Nenbutsu-ji rakan heykelleri yamaç
2026 Japonya yolculuğundan: Ayak banyosu çift

Bisiklet kiraladığımız için istasyonun içindeki ayak spa’sını ücretsiz kullanabileceğimizi söylediler. O kadar yürüyüşün ve bisikletin ardından buna hayır dememiz mümkün değildi. Sıcak suyun içinde ayaklarımızı dinlendirirken günün yorgunluğu yavaş yavaş üzerimizden akıp gidiyordu. Dinlendikten sonra valizlerimizi emanet bıraktığımız coin locker’lardan aldık.

Artık Arashiyama’dan ayrılma vakti gelmişti. Ama doğrusu hiç gitmek istemiyorduk. Aslında Kyoto için hazırladığımız listede daha pek çok yer vardı. Fakat Arashiyama bizi planladığımızdan çok daha uzun süre kendine bağlamıştı. Bazı yerleri bu yüzden bilerek eledik.

Ve bunun için hiç pişman olmadık. Çünkü bazen bir şehri gerçekten yaşayabilmek, daha fazla yer görmekten çok daha değerli oluyor. Son durağımız Nanzen-ji Tapınağı oldu. Buradan Kyoto merkezine doğru yaptığımız uzun yürüyüş ise aslında günün en önemli kısmıydı.

2026 Japonya yolculuğundan: Nanzen-ji Suirokaku kemeri
2026 Japonya yolculuğundan: Kaiten sushi restoranı

Çünkü amacımız sadece bir yerden diğerine gitmek değildi. Kyoto’yu hissetmekti. Eski Japon başkentinin sokaklarında amaçsızca yürümek… Ahşap evlerin arasından geçmek… Sessiz mahallelerde kaybolmak… Bizim için Kyoto’nun en güzel yanı tam olarak buydu. Akşamüstü yaklaşırken yine vazgeçilmez duraklarımızdan biri olan Sushi no Musashi’ye uğradık.

Konveyör bantta önümüzden geçen tabaklara bakarken yine kendimizi tutamadık. Bir tabak… Sonra bir tane daha… Derken masamız yavaş yavaş boş tabaklarla dolmaya başladı. Yemeğin ardından Kyoto sokaklarında son kez yürümeye başladık. Bu şehir bize ilk gelişimizden beri Japonya’nın diğer şehirlerinden farklı hissettirmişti.

Burada zaman daha yavaş akıyor gibiydi. Belki de bu yüzden her ayrılış biraz daha zor geliyordu. Saat 21.00’de kalkacak Shinkansen’imize doğru ilerlerken yol üzerinde hiç planlamadığımız bir yere daha uğradık. Kyoto Pokémon Center. Aslında geçip gidecektik. Ama Ebru’nun,

“Burada farklı şeyler olabilir.”

demesiyle kendimizi bir anda yine içeride bulduk. Sanırım bu yolculuğun en değişmeyen kuralı buydu. Planlar güzeldi. Ama en güzel anılar çoğu zaman plansız olanlardı. Pokémon Center’dan çıktıktan sonra hava tamamen kararmıştı. İstasyona gitmek için en kısa yolu seçmek yerine yine ara sokaklardan yürümeyi tercih ettik.

2026 Japonya yolculuğundan: Pikachu mağaza ziyareti
2026 Japonya yolculuğundan: Kyoto sakin gece sokağı
2026 Japonya yolculuğundan: Shinkansen

Çünkü Kyoto’da son dakikalarımızı bile acele ederek geçirmek istemiyorduk. Kyoto İstasyonu’na vardığımızda arkamızda sadece iki gün bırakmamıştık. Bir kez daha, bu şehrin neden kalbimizde bu kadar özel bir yere sahip olduğunu hatırlamıştık.

Kutlanacak Çok Şey Vardı

Kyoto’dan döndüğümüz gecenin ardından 16 Haziran sabahına uyandığımızda, bizim için sıradan bir güne başlamıyorduk. Bugün iki özel sebebi bir arada kutlayacaktık. Hem Ebru’nun doğum günüydü… Hem de evlilik yıl dönümümüz. Bu yüzden daha sabahın ilk saatlerinden itibaren günün enerjisi bambaşkaydı.

Otelde yaptığımız kahvaltının ardından ilk durağımız, aylar öncesinden biletlerini aldığımız Warner Bros. Studio Tour Tokyo – The Making of Harry Potter oldu.

Kapılar açılır açılmaz içeri giren ilk ziyaretçiler arasındaydık. İki yıl önceki ziyaretimize kıyasla içerinin çok daha sakin olması bizi ayrıca mutlu etti. Doğum günü olan ziyaretçilere küçük bir sürprizleri de vardı. Pasaportunuzu gösterdiğinizde üzerinde “Happy Birthday Harry” yazan bir doğum günü rozeti veriyorlardı.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo harry potter stüdyo koltuk portresi
2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo harry potter stüdyo büyük salon
2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo harry potter diagon alley gece

Ebru da rozetini gururla üzerine taktı. Bu küçük detay sayesinde içerideki bütün görevliler onun doğum günü olduğunu biliyordu. Ve günün en güzel sürprizlerinden biri de böyle geldi. Hogwarts’ın Büyük Salon kapısını açacak üç doğum günü ziyaretçisinden biri Ebru oldu.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo harry potter stüdyo kemerli koridor

Kapılar açılırken yüzündeki heyecanı görmek, belki de o günün en güzel anlarından biriydi. Saatlerin nasıl geçtiğini yine anlamadık. Butterbeer’ler içildi. İnteraktif alanlarda bol bol eğlenildi. Fotoğraflar çekildi. Videolar kaydedildi. Ve tabii ki sonunda mağaza kısmına ulaşıldı.

Asıl tehlikeli bölüm… Alışveriş tamamlandığında elimiz poşetlerle dolmuştu. Tam çıkmaya hazırlanırken bu kez farklı bir macera başladı. Ebru telefonunu kaybetmişti. Önce kendi aramızda aradık. Sonra en sonunda görevlilerden yardım istemeye karar verdik.

Durumu anlattığımız anda görevlinin verdiği uzun “Ooooo…” tepkisi bizi kısa süreliğine endişelendirse de birkaç dakika sonra telefonun çoktan bulunduğunu öğrendik.

Bize birkaç doğrulama sorusu sorduktan sonra telefonu Ebru’ya teslim ettiler. İçimiz rahatlamıştı. Ama günün sürprizleri henüz bitmemişti.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo istasyon cam

Aldığımız bütün alışverişleri bırakmak için kısa süreliğine otele dönerken bu kez metro istasyonunda Ebru’nun cam bir duvara çarpmasıyla ikimiz de kahkahaya boğulduk.

Ben kendi kendime,

“Bugün acaba daha neler yaşayacağız?”

diye düşünmeden edemedim. Otel molasının ardından rotamız Ginza’ydı. Akşam yemeği rezervasyonumuz da burada olduğu için öğleden sonrayı Tokyo’nun en şık semtlerinden birinde geçirmek istiyorduk. Fakat bu kez karşımıza Shinjuku İstasyonu çıktı. Yenileme çalışmaları nedeniyle girişler değişmişti.

Ne kadar uğraşsak da Ginza’ya gidecek doğru metro girişini bulamadık. En sonunda istasyondaki küçük bir dükkânda çalışan bir kadından yardım istedik. Beklediğimiz sadece tarifti. Ama o bambaşka bir şey yaptı. Hiç düşünmeden dükkânından çıktı. Ve bizi doğru girişe kadar yürüyerek götürmeye başladı.

Yaklaşık bir kilometreden fazla birlikte yürüdük. Ben yolu artık anladığımı anlatmaya çalışıyor, geri dönebileceğini söylüyordum. O ise telefonundaki çeviri uygulamasını göstererek gülümsedi.

“Hayır.”

“Ben sizi kapıya kadar götüreceğim.”

O an Japon insanının nezaketini bir kez daha hayranlıkla izledik. Metro girişine ulaştığımızda teşekkür edip vedalaşacaktık ki… Ebru bir anda arkasından koşmaya başladı. Kolundaki bilekliği çıkarıp kadına uzattı. Kadın önce şaşırdı. Sonra gülümsedi. Ebru da gülümsedi.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Itoya mühür seçimi

Belki sadece birkaç saniye süren küçücük bir andı. Ama o günün en unutulmaz hatırası belki de buydu. Ginza’daki ilk durağımız Itoya oldu. Bu kez amacımız alışverişten çok daha anlamlıydı. İsimlerimizin Japonca karakterlerle yazılı olduğu kişisel mühürler yaptıracaktık.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo harry potter bahçe selfie

Hazırlanması yaklaşık bir saat süreceği için biz de bu zamanı Ginza sokaklarında dolaşarak değerlendirmeye karar verdik. Yolumuz bizi Ginza Six’in çatı bahçesine çıkardı. Şehrin tam ortasında… Gökdelenlerin arasında… Böylesine büyük ve huzurlu bir bahçe görmek gerçekten şaşırtıcıydı.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo şehir manzarası yüksekten

Tokyo yine bize betonun içinde bile doğaya yer açmayı başarabildiğini gösteriyordu. Mühürlerimizi teslim aldıktan sonra tam yola çıkacakken Ebru bu kez Ginza’daki devasa Uniqlo mağazasını fark etti. Başını kaldırıp binaya baktı. Sonra bana dönüp,

“Ben burayı bir günde gezerim.”

dedi. Neyse ki akşam yemeği rezervasyonumuz vardı. Sanırım beni kurtaran tek şey oydu. Akşam için seçtiğimiz restoran Oyster Bar & Wine BELON Ginza’ydı. Bu akşamın amacı ise ilk kez istiridye denemekti. Garsonun önerileriyle masamız kısa sürede birbirinden farklı istiridyeler ve mezelerle doldu.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo restoraninda başlangıç tabağı
2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo restoraninda istiridye tabağı

Tam ilk tabağımız gelmişti ki… Bulunduğumuz bina hafifçe sallanmaya başladı. Deprem oluyordu. Aynı anda restoranın içindeki Japonların telefonlarından alarm sesleri yükseldi. İlk refleksimiz etrafa bakmak oldu. Ama ilginç olan şuydu. Kimse panik yapmıyordu. Garsonlar servis yapmaya devam ediyor… İnsanlar sohbet etmeyi sürdürüyor… Her şey olağan görünüyordu. Birbirimize bakıp,

“Galiba şu an en çok endişelenen biziz.”

deyip gülmeye başladık. Biralar içildi. İstiridyeler denendi. Yeni tatlar keşfedildi. Ve günün son sürprizi için yeniden yola çıktık. Ebru’nun tek bir isteği vardı. Doğum gününde bir mum üflemek. İki yıl önce olduğu gibi yine Asakusa’ya, gece ışıkları altındaki Senso-ji Tapınağı’na gittik.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Asakusa gece doğum günü

Gece aydınlatmasıyla bambaşka bir güzelliğe bürünen tapınağın avlusunda küçük bir mum bulduk. Etrafımızdaki Japonlar merakla ama gülümseyerek bizi izlerken… Ebru gözlerini kapattı. Dileğini tuttu. Ve mumunu üfledi. Sanırım bir doğum günü için bundan daha güzel bir kapanış düşünemezdik.

Çocuk Gibi Bir Gün

Bugün bizi uzun zamandır heyecanlandıran günlerden biri bekliyordu. Rotamız, bütün günü geçireceğimiz Tokyo Disneyland’dı.

Sabah erkenden yola çıktığımızda daha trenden itibaren bizim gibi heyecanlı yüzlerce insan aynı yöne gidiyordu. İstasyondan tema parkına kadar uzanan kalabalığa karışınca günün nasıl geçeceği az çok belli olmuştu.

Kapılara yaklaşmadan önce ise kendimizi tutamadık. Daha parka bile girmeden ilk işimiz mağazaya uğramak oldu.

“Asıl mağazalar içeride var, çıkarken bakarız.”

dedik. Ama birkaç dakika içinde elimizde yine alışveriş poşetleri vardı. Sanırım bu cümleyi söyleyip de alışveriş yapmadan çıkabildiğimiz tek bir mağaza bile olmadı. Biletlerimizi aylar öncesinden aldığımız için giriş işlemleri yalnızca birkaç dakika sürdü. İçeri adım attığımız anda ise gün boyunca çocuk gibi eğleneceğimizi anlamıştık.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Disneyland şato önünde çift
2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Disneyland nehir selfie

İlk fotoğrafların ardından kendimizi oyuncakların sıralarına bıraktık. Disneyland’in belki de tek zor yanı bekleme süreleri. Bazı oyuncaklarda sıra 100 dakikaya kadar çıkabiliyordu. Özellikle Splash Mountain ve Beauty and the Beast neredeyse günün tamamını sırada geçirebileceğiniz kadar yoğundu.

Biz de günü daha verimli kullanabilmek için en uzun bekleme süresi olan iki oyuncakta hızlı geçiş hakkı satın aldık.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Disneyland atlı karınca

Görevlilerin yönlendirmesiyle sıranın en önlerine doğru ilerlerken normal kuyruğu bekleyen insanların şaşkın bakışlarını hissetmemek mümkün değildi. Bir anlığına kendimizi biraz mahcup hissetsek de… İçimizdeki çocuk çoktan diğer duyguların önüne geçmişti. Gün boyunca oyuncaktan oyuncağa koşturduk. Kimi zaman kahkahalar attık. Kimi zaman çocuklar kadar heyecanlandık.

Ve fark ettik ki Disneyland’in en güzel tarafı sadece oyuncakları değil, insanın kaç yaşında olursa olsun bir günlüğüne bütün yetişkinliğini unutabilmesiymiş.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Disneyland gece şato manzarası

Akşam olduğunda bütün park yavaş yavaş kalenin önünde toplanmaya başladı. Biz de yerimizi alıp kapanış gösterisini bekledik. Gökyüzünü aydınlatan havai fişekler, müzikler ve ışık gösterisi eşliğinde bütün günün yorgunluğunu oturduğumuz yerden sessizce izledik. Belki de günün en sakin anı buydu.

Gösteri bittikten sonra park kapanmaya başladı. Biz de çıkışa doğru yürürken son bir kez mağazalara uğramadan edemedik. Sanırım Disneyland’den sadece anılarla ayrılmak bizim için pek mümkün değildi. Otele döndüğümüzde ikimiz de yorgunluktan konuşacak hâlde değildik.

Akşam yemeği için yine en güvenilir çözümlerden biri olan FamilyMart’a uğradık. Sepetimize birkaç onigiri… Birkaç sandviç… Ve içeceklerimizi ekledik. Benim favorim yine yumurtalı sandviçler olmuştu. Ebru ise her zamanki gibi ton balıklı onigirilerden vazgeçemiyordu. Odamıza döndüğümüzde gün boyunca aldığımız yeni eşyaları tek tek masaya dizip incelemeye başladık.

Belki de Disneyland’in en güzel tarafı sadece orada geçirdiğimiz saatler değildi. Otele döndüğümüzde bile çocuklar gibi aldıklarımıza bakıp heyecanlanmaya devam ediyor oluşumuzdu.

Yağmur, Kediler ve Küçük Mutluluklar

Bugün rotamız, iki yıl önce olduğu gibi yine Gotokuji Tapınağı’ydı. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıktığımızda gökyüzü bize tanıdık bir sürpriz hazırlamıştı. Yağmur yağıyordu. İşin en güzel tarafı ise Gotokuji’nin hikâyesinde de yağmurun önemli bir yere sahip olmasıydı.

Sanki bu ziyaret böyle olmalıydı. İstasyondan tapınağa doğru yürürken yağmur usul usul üzerimize düşüyordu. Bir elimizde şemsiyeler… Diğer elimizde fotoğraf makineleri… Sokaklarda işe yetişmeye çalışan Japonlar… Yeni açılan küçük dükkânlar… Sessizlik… Ve yağmurun sesi… Bazen insan gideceği yere hemen varmak istemiyor.

2026 Japonya yolculuğundan: Gotokuji tapınak ziyareti

Biz de o sabah tam olarak bunu hissettik. Yürüyüşün hiç bitmemesini istiyorduk. Gotokuji’ye vardığımızda önce bahçeyi dolaşmaya başladık. Her köşede yüzlerce Maneki Neko, yani çağıran kedi heykeli vardı. Fakat bizi en çok etkileyen şey heykeller değildi.

Tapınağın bazı köşelerinde insanlar, kaybettikleri kedilerinin fotoğraflarını küçük notlarla birlikte bırakmışlardı. Bazıları yalnızca birkaç satır yazmıştı. Bazıları ise uzun uzun mektuplar… Bir süre sessizce onları okumaya başladık. Kelimelerden çok fotoğraflara baktık. Bir anda ikimizin de gözleri doldu.

O an anladık ki Gotokuji sadece şans getiren kedilerin tapınağı değildi. Aynı zamanda insanların sevdiklerini yaşatmaya devam ettiği bir yerdi. Bir süre yağmuru izleyerek saçak altında oturduk. Sonra biz de birer Maneki Neko alıp Goshuin defterlerimize günün mührünü ekledik.

2026 Japonya yolculuğundan: Shimokitazawa Starbucks içecek molası

Ve Shimokitazawa’ya doğru yola çıktık. Henüz saat sabah 10.00 bile olmamıştı. Bölgeye vardığımızda dükkânların neredeyse tamamı kapalıydı. Buradaki mağazaların çoğu 11.00-12.00 gibi açılıyormuş. Biz de hiç acele etmedik. Yağmurun altında sokaklarda biraz dolaştık. Sonra bir Starbucks’ın dışındaki masaya oturup kahvelerimizi aldık.

Kahvemizi içerken şemsiyeleriyle yürüyen insanları izlemek bile başlı başına keyifliydi. Bazen bir şehri tanımak için hiçbir şey yapmamak yeterli oluyor. Saatler ilerleyip dükkânlar açılmaya başlayınca ilk durağımız B-Side Label oldu. Aslında sadece bir etiket mağazasıydı. Ama Ebru’nun,

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo anime magazasi dış cephe

“Aaa! Burada neler var böyle!”

demesiyle içeri girdiğimiz anda olaylar gelişti. Bizimle ilgilenen görevli her yeni etiketi gösterdikçe,

“Bu da çok güzel.”

“Bu da olsun.”

“Bir de bunu alalım.”

derken elimizdeki sepet kısa sürede dolmaya başlamıştı. Sanırım Japonya’da “Sadece bir bakalım.” cümlesi hiçbir zaman gerçeği yansıtmıyordu. Flamingo başta olmak üzere ikinci el mağazalarını dolaşırken zamanın nasıl geçtiğini yine anlamadık. Birkaç saat sonra kısa bir mola verip birbirimize baktık.

“Tamam.”

“Bugünlük yeter.”

Artık sırada Nakano vardı. Ve tabii ki anime figürleri… Nakano Broadway’e girerken ikimizin de kendine verdiği söz aynıydı.

“Bu kez küçük figürler alacağız.”

“Hem daha ucuzlar.”

“Hem valizde daha az yer kaplıyorlar.”

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo anime figürleri vitrini
2026 Japonya yolculuğundan: Anime figürleri vitrini

Plan kulağa gerçekten mantıklı geliyordu. Yaklaşık iki saat sonra… Ebru, Ay Savaşçıları koleksiyonunu beş figürle tamamlamıştı. Ben ise önce Misato figürünü hiç düşünmeden sepete atmış… Sonra da uzun uzun özel üretim Asuka figürüne bakmaya başlamıştım.

Bir süre birbirimize baktık. Sonra da gerçeği kabul ettik. Sanırım Asuka’nın da bizimle Türkiye’ye gelmek gibi bir planı vardı. Akşam olduğunda otelimizin tam karşısındaki food hall’a geçtik. Henüz bunun sıradan bir akşam yemeği olmadığını bilmiyorduk.

2026 Japonya yolculuğundan: Gyoza ve bira
2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Disneyland restoran molası
2026 Japonya yolculuğundan: Yakitori şişleri

Yaklaşık yetmiş adet kuzu yakitori… Biz buna kısaca kuzu şiş diyelim. Yanında gyozalar… Ve sayısını hatırlamadığımız kadar bira… O akşam sadece güzel bir yemek yememiştik. Aslında sonraki üç gecemizin vazgeçilmez mekânını keşfetmiştik. Yabancı bir ülkeye gittiğimizde kendimize koyduğumuz küçük bir kural vardır.

Bir restoranın önünde yerel halk sıra bekliyorsa… Hiç düşünmeden biz de o sıraya gireriz. Çünkü çoğu zaman en güzel yemekler, turistik tabelaların değil; yerel insanların peşinden gidince bulunuyor.

Sislerin Arasında Bir Gün

Hakone günü, belki de bu seyahatte en uzun planladığımız günlerden biriydi. Haftalar boyunca haritalar açılmış… Videolar izlenmiş… Akşamları rakı ve bira eşliğinde “Şuraya da gidelim mi?” sohbetleri yapılmış… Sonunda ortaya bugün uygulayacağımız rota çıkmıştı. Sabah erkenden Romancecar trenimize yetişmek için yola koyulduk.

Hakone yolculuğunu özellikle bu trenle yapmak istemiştik. Geniş panoramik camları sayesinde Tokyo’dan uzaklaşıp Japonya’nın kırsal manzaralarını izleyerek seyahat etmek başlı başına ayrı bir deneyimdi. Bu kez biraz acele ettiğimiz için istasyondan yiyecek bir şeyler alamadan trene bindik.

İçimden, “Keşke bir bento alabilseydik.” diye geçirmedim desem yalan olur. Ama pencerenin dışındaki manzara kısa sürede bütün dikkatimizi üzerine çekmişti.

Hakone’ye ulaştığımızda önceden aldığımız Hakone Free Pass sayesinde aktarmaları rahatça yaparak ilk durağımız olan Hakone Open-Air Museum’a doğru yola çıktık.

Müzeye girmeden önce ilk işimiz mağazasına uğramak oldu. Çünkü Ebru sabah hava serin olur diye uzun kollu giyinmişti. Hakone ise beklediğimizden çok daha sıcaktı. Kısa bir değerlendirmeden sonra fazla düşünmeden Yayoi Kusama tasarımı bir tişört alıp hemen değiştirdi.

2026 Japonya yolculuğundan: Hakone açık hava müzesi beyaz heykel
2026 Japonya yolculuğundan: Hakone vitray kule tavan selfie

Ardından küçük bir şeyler yiyip müzeyi gezmeye başladık. Asıl görmek istediğimiz iki yer vardı. Picasso bölümü… Ve cam vitray kule. Kuleye ilk adım attığımız anda bütün yorgunluğumuzu unuttuk. İçeri süzülen renkli ışıklar, her adımda değişen yansımalar ve yukarı doğru yükselen spiral yapı gerçekten büyüleyiciydi.

2026 Japonya yolculuğundan: Hakone açık hava müzesi ayak banyosu

Dışarıdan bakınca etkileyici görünüyordu. Ama içine girince bambaşka bir deneyime dönüşüyordu. Kulenin hemen yanında ise güzel bir sürpriz vardı. Ayak spa’sı. Bunca yürüyüşün ardından sıcak suyun içine ayaklarımızı uzatıp birkaç dakika dinlenmek o kadar iyi geldi ki…

2026 Japonya yolculuğundan: Hakone dondurma molası

Elbette bunu kaçırmadık. Müzeden ayrılmaya hazırlanırken bu kez farklı bir şey dikkatimizi çekti. Dondurma. Ama bildiğimiz dondurmalardan değildi. Domates… Patlıcan… Japon eriği… Merakımıza yenik düştük. Hayatımızda ilk kez bu kadar ilginç aromalara sahip dondurmalar denedik.

2026 Japonya yolculuğundan: Hakone Owakudani jeotermal vadi
2026 Japonya yolculuğundan: Hakone siyah yumurta atıştırmalığı

Bazıları şaşırttı. Bazıları düşündürdü. Ama hepsi bu günün unutulmaz parçalarından biri oldu. Sıradaki hedefimiz Owakudani’ydi. Teleferik yavaş yavaş yükselirken aşağıda sülfür gazlarının yükseldiği vadileri izliyorduk. Yaklaştıkça kokusu da hissedilmeye başlamıştı. Hakone’nin en meşhur simgelerinden biri olan siyah yumurtalar için sıraya girdik. Dört tane verildiğini öğrenince birbirimize baktık.

“Biz bunları bitiremeyiz.”

2026 Japonya yolculuğundan: Hakone Owakudani gezi selfiesi

dedik. Beş dakika sonra… Dördü de bitmişti. Dışarıdan simsiyah görünen kabuklarının altında bildiğimiz yumurta vardı. Ama belki de manzara ve atmosfer yüzünden bize hayatımızın en lezzetli yumurtalarından biri gibi gelmişti. Owakudani’den sonra teleferikle göl kıyısına indik.

2026 Japonya yolculuğundan: Hakone Ashi Gölü korsan gemisi
2026 Japonya yolculuğundan: Hakone Ashi Gölü manzarası

Hakone Free Pass’ın en güzel avantajlarından biri de gölde çalışan korsan gemilerini kullanabiliyor olmaktı. Dağların arasında uzanan gölde ağır ağır ilerlerken zamanın yavaşladığını hissettik. Hakone’nin dinginliği insanın içine işliyordu. Gölden indikten sonra hedefimiz meşhur göl kenarındaki kırmızı Tori kapısıydı.

Fakat küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırmıştık. Yanlış iskelede inmiştik. İlk anda küçük bir hayal kırıklığı yaşasak da sonradan bunun günün en güzel sürprizi olduğunu anladık. Çünkü Tori’ye ulaşmak için yürüdüğümüz orman yolu, bütün seyahatin en keyifli yürüyüşlerinden birine dönüştü.

2026 Japonya yolculuğundan: Hakone sedir ormanı patikası

Toprak hâlâ sabah yağan yağmurun izlerini taşıyordu. Ağaçların kokusu… Kuş sesleri… Islak yaprakların arasında yürümek… Hiç yorulmadık. Aksine her adımda biraz daha dinlenmiş hissettik. Uzun yürüyüşün ardından sonunda göl kıyısındaki meşhur Tori’ye ulaştık. Fotoğraf çektirmek isteyenlerin oluşturduğu sıra yaklaşık kırk beş dakikaydı.

Beklerken önümüzde ve arkamızdaki insanlarla sohbet etmeye başladık. Sıra bize geldiğinde telefonlarımızı arkamızdaki çifte uzattık. Onlar bizi çekti. Biz de onları. Fotoğraflara daha sonra baktığımızda ikimizin de söylediği şey aynıydı.

“Bu manzara için beklediğimize değmiş.”

Ve arkamızdakilerin bizim icin söylediği şey; “ Günün çifti “ Artık tek düşündüğümüz şey vardı. Bir bira. Bunu Hakone’de içmek yerine dönüş yolculuğuna saklamaya karar verdik. Romancecar’ın rahat koltuklarına yeniden oturduğumuzda gün boyunca yürümekten yorulmuş ama tarifsiz bir mutluluk içindeydik.

İlk yudumu aldığımda dışarıdaki dağlar yavaş yavaş geride kalıyordu. Belki de o bira, bütün günün küçük kutlamasıydı. Akşam Tokyo’ya döndüğümüzde bizi artık tanıdık bir adres bekliyordu. Bir gece önce keşfettiğimiz yakitori restoranı. Sanırım artık bizim de Tokyo’da küçük alışkanlıklarımız oluşmaya başlamıştı.

Yağmurun Peşinden

Sabah perdeyi açtığımızda yağmur çoktan başlamıştı. Ama öyle insanı eve kapatan bir yağmur değildi. Aksine dışarı çıkmak için insanı daha da heyecanlandıran türdendi. Daha güne başlarken içimden,

“Bugün güzel geçecek.”

diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Bugünkü rotamız Tokyo’nun en sevdiğimiz iki sakin semtiydi. İlk durağımız Kichijoji oldu. İstasyondan çıkar çıkmaz doğruca Inokashira Parkı’na yürüdük. Yağmurun altında park bambaşka görünüyordu. Ağaçlar… Gölet… Sessizlik… Şemsiyeleriyle yürüyen insanlar… Tokyo’nun ortasında böylesine huzurlu bir yer bulunca Ebru’ya dönüp istemsizce şunu söyledim.

“En uzun yaşayanlar Japonlarmış.”

“Onlar bu kadar uzun yaşamasın da ben mi yaşayayım?”

2026 Japonya yolculuğundan: Mitaka Kichijoji park kırmızı köprü

İkimiz de gülmeye başladık. Belki de gerçekten huzurun insan ömrünü uzatan bir tarafı vardı. Parkın sonunda yer alan Ghibli Müzesi’ne kadar yürüdük. Her ne kadar günler öncesinden sabah 04.00’e alarm kurup bilet almaya çalışsak da yine başaramamıştık.

Yine de kapısına kadar gelmek istedik. Dönerken Ebru’nun Japonlara söylenişi hâlâ aklımda.

“Bir bitiremediniz burayı gezmeyi.”

“Sizin yüzünüzden biz yine giremedik.”

Haklıydı. Ama sanırım Ghibli Müzesi de bizi bir sonraki Japonya seyahatine çağırmanın yolunu bulmuştu. Kichijoji sokaklarında dolaşırken günün ilk alışverişleri de çoktan başlamıştı. Ebru kendine Tokyo’dan hatıra olacak bir çift ayakkabı aldı. Ben ise tam Dünya Kupası dönemine denk geldiğimiz için Japonya Millî Takımı formasını görünce dayanamadım.

Son durağımız ise iki yıl önce yalnızca üst katındaki kedi kafesine uğradığımız Petit Mura oldu. Bu kez acelemiz yoktu. Alt kattaki kafede oturup bir şeyler yiyerek kısa bir mola verdik. Kichijoji bize yine acele etmemenin ne kadar güzel olduğunu hatırlatmıştı.

Öğleden sonra rotamız Yanasen’di. Yağmur da bizimle birlikte gelmeye devam ediyordu. Yanaka İstasyonu’ndan çıktığımız anda Tokyo’nun başka bir yüzüyle karşılaştık. Dar sokaklar… Eski evler… Sessiz mahalleler… Ve hafifçe hızlanan yağmur… Merdivenlerden aşağı inip Yanaka Ginza’ya doğru yürürken etrafımıza baktım.

2026 Japonya yolculuğundan: Mitaka Ghibli müzesi gezi fotoğrafı

Bir an gerçekten bir anime sahnesinin içinde yürüyormuşuz gibi hissettim. Şemsiyeleriyle alışveriş yapan insanlar… Küçük dükkânlar… Sessizlik… Her şey olması gerektiği gibiydi. Yanasen kedileriyle ünlü bir semt. Bu yüzden nereye baksanız kedilere ait küçük bir detay görmek mümkün.

Girdiğimiz küçük bir takı dükkânında camdan yapılmış kedili takılar görünce Ebru’nun dayanması zaten mümkün değildi. Birkaç tane seçmeden çıkamadık. Bir süre sonra yorulduğumuzu hissedince yağmurdan korunabileceğimiz küçük bir bara sığındık. Aslında içeri değil… Daha çok dükkânın önündeki saçakların altına.

2026 Japonya yolculuğundan: Yanesen sokak kafesinde icecekler
2026 Japonya yolculuğundan: Yanesen mahalle restoranı

Ebru masayı kaptı. Ben de iki bira söyledim. Etraftaki insanların bir şeyler yediğini görünce ben de sipariş vermeye çalıştım. O sırada yaşlı işletmeci kadın bana sürekli biraları göstermeye başlayınca durumu anladım. Burada sadece içecek satıyorlardı.

Yemeğinizi ise dışarıdan getirmeniz gerekiyordu. Küçücük masamıza oturduk. Tam biralarımızı yudumlarken yan masadaki bebek arabasından iki çift meraklı göz bize bakıyordu. İkiz köpekler… Muhtemelen bizim çerezlerden onlara da vermemizi bekliyorlardı. Bir süre onları izleyip gülümsemekten kendimizi alamadık.

Yağmur dinmeden yürümeye devam ettik. Bu kez hedefimiz Yanasen Mezarlığı’ydı. Tam o sırada Ebru vitrinde Japon mühürleri yapan küçük bir dükkân görünce yine içeri daldık. Yaklaşık yarım saat içinde hazırlayabileceklerini söylediler. Bu kez klasik mühür yerine kendimize özel kaşeler yaptırmaya karar verdik.

Tasarımımızı seçip yürümeye devam ettik. Mezarlığa vardığımızda yağmur biraz daha şiddetlenmişti. Bu yüzden ortalıkta hiç kedi görünmüyordu. Tam o sırada Ebru bir anda kedi sesi çıkarmaya başladı. İkimiz de gülüyorduk. Derken… Gerçekten bir miyavlama duyduk.

2026 Japonya yolculuğundan: Yanesen geleneksel ev ve kedi

Birkaç saniye sonra küçük bir kedi ortaya çıktı. Tam o sırada yakındaki evlerden birinin kapısı açıldı. Yaşlı bir teyze elinde mama kabıyla dışarı çıktı. Kedinin adı Edo’ydu. İlk başta bizi görünce biraz çekindi. Biz birkaç adım geri çekilince teyzenin yanına gidip mamasını yemeye başladı.

Sanki Yanasen bize küçük bir teşekkür etmek istemişti. Hazırlanan kaşelerimizi teslim aldıktan sonra akşam yemeği için hazırlanmak üzere otele döndük. Akşam bizi uzun zamandır heyecanla beklediğimiz bir restoran bekliyordu. Nihonbashi Shin. Bu akşam tamamen şefin hazırladığı tadım menüsünü deneyimleyecektik.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo geleneksel kaiseki akşam yemeği

Masamız mutfağın hemen önündeydi. Şef her tabağı gözümüzün önünde hazırlıyor, biz ise ne geleceğini hiç bilmiyorduk. Bu kez seçim hakkı tamamen ona aitti. Balık ağırlıklı ilerleyen menü boyunca birbirinden farklı tatlar denedik. İlk kez fugu, yani Japon balığını tatmak da gecenin en unutulmaz deneyimlerinden biri oldu.

2026 Japonya yolculuğundan: Geleneksel akşam yemeği
2026 Japonya yolculuğundan: Özel sunumlu başlangıç

Yemeğin sonunda şefle ve restoran sahibiyle uzun uzun sohbet ettik. Sadece güzel bir akşam yemeği yememiştik. Japon mutfağını, onu hazırlayan insanların gözünden biraz daha tanıma fırsatı bulmuştuk.

Gitmeyi Planlamadığımız Kadar Güzel Bir Yer

Sabah erkenden yola çıktık. Bugünkü hedefimiz Tokyo’nun kalabalığından uzaklaşıp deniz kenarındaki küçük bir kasabayı keşfetmekti. Rotamız Misaki’ydi. Shinagawa İstasyonu’nda Misaki Maguro biletlerimizi aldığımızda aslında günün büyük kısmını da planlamış olduk. Bu bilet sayesinde hem öğle yemeğimiz hazırdı hem de gün boyunca kullanacağımız otobüsler.

2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi sahil gezisi
2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi sahil yolu

Yaklaşık iki saat süren tren yolculuğunun ardından Misakiguchi İstasyonu’na vardığımızda bizi ince ince yağan bir yağmur karşıladı. Artık şaşırmıyorduk. Sanki Japonya’da en güzel günler hep yağmurla başlıyordu. Ebru’nun Misaki için tek bir isteği vardı.

“Buraya kadar geldiysek okyanusa gireceğim.”

Turizm danışma ofisinden Araihama Plajı’na nasıl gideceğimizi öğrendikten sonra otobüse bindik. İndiğimizde yine elimizde şemsiyelerle yürümeye başladık. Yol uzadıkça merakımız da artıyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi koy manzarası

“Acaba bizi nasıl bir yer bekliyor?”

diye düşünüyorduk. Sonunda denizi görmeye başladık. İşte o an doğru yere geldiğimizi anladık. Ebru hazırlanır hazırlanmaz kendini suya atmaya hazırdı. Ben ise hâlâ etrafa bakıyordum. Önce sahildeki küçük beach club’a girdik. Ben içeride çalışanlarla konuşmaya çalışırken Ebru çoktan şezlonglardan birini sahiplenmişti bile.

Sıra denize girmeye geldiğinde ise… İçimizdeki çocuk galiba ilk önce Ebru’da ortaya çıktı. Buz gibi suya hiç düşünmeden girdi. Ben ise ayak bileklerime kadar gelmiş, hâlâ kendimi ikna etmeye çalışıyordum.

2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi kumsal hatıra yazısı
2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi kumsalda Kona biralari
2026 Japonya yolculuğundan: Pasifik sahili selfie

“Efe, girince alışıyorsun.”

diyordu. Pek ikna olduğum söylenemezdi. Bir süre sonra yüzme faslı benim için sona erdi. Elimde bir bira ile şezlonga uzandım. Ebru ise sahilde deniz kabukları toplamaya başlamıştı. Akşam olduğunda güneşten kıpkırmızı olacağını ikimiz de henüz bilmiyorduk.

Sahilden ayrıldıktan sonra yürüyerek yeniden otobüs durağına ulaştık. Bu kez yönümüz limandı. Otobüsten birkaç durak erken inip şehrin ara sokaklarını yürüyerek keşfetmek istedik. Küçük sokaklardan geçerken önünde sıra olan Fransız usulü krep yapan bir dükkân dikkatimizi çekti.

2026 Japonya yolculuğundan: Sokak atıştırmalığı selfie
2026 Japonya yolculuğundan: Geleneksel yemek masasi

Bu bizim için her zaman iyi bir işarettir. Yerel halk sıradaysa biz de sıraya gireriz. Limon kremalı krebimizi alıp liman boyunca yürümeye devam ettik. Öğle vakti yaklaşınca Maguro biletimizin sunduğu yemek hakkını kullanmak için restorana gitmeye başladık.

Fakat Japonya’da tabelaları doğru okumak bazen gerçekten zor olabiliyor. Biz de doğal olarak yanlış restorana girdik. Neyse ki Misaki’de ton balığı o kadar güzel ki… Sanırım yanlış restoran diye bir şey yoktu. Yemekten sonra hiçbir plan yapmadan ara sokaklarda dolaşmaya başladık.

Belki de Misaki’nin en güzel tarafı buydu. Kimse bir yere yetişmiyordu. Kimse acele etmiyordu. Biz de etmiyorduk. Bir ara donut yemeye karar verdik. Tam dükkâna doğru yürürken yol kenarında kediler gördük. Onları severken yaşlı bir amcanın her gün gelip onları beslediğini öğrendik.

Donut planı da böylece unutuldu. Yolun sonunda küçük bir kafe dikkatimizi çekti. Bir anda yönümüzü değiştirip içeri girdik. Birer bira söyledik. Sessizce oturup etrafı izlemeye başladık. Kafenin sahibi yaşlı amca ise içeride tek başına kitap okuyordu.

2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi imzali kafe cami
2026 Japonya yolculuğundan: Sokak kedisi

Bir süre sonra camlarda yazan isimleri fark ettik. Yanlarında tarihler vardı. Merak edip sorduğumuzda bize gülümseyerek anlattı. Bunlar yıllar boyunca baktıkları kedilerin isimleriydi. Yanlarındaki tarihler ise onları kaybettikleri günler… Bir süre hiçbir şey söylemedik. Sadece camdaki isimlere baktık.

2026 Japonya yolculuğundan: Yeşil orman patikası
2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi sahili güneşli selfie

Belki de Misaki bize yine kediler üzerinden dokunmanın bir yolunu bulmuştu. İsterdik ki biraz daha oturalım. Ama gün henüz bitmemişti. Kasabanın en ucundaki kayalık bölgeyi görmek için yeniden otobüse bindik. Otobüs bizi belli bir noktaya kadar götürdü.

2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi sahili kaya kemeri
2026 Japonya yolculuğundan: Misaki Guchi sahili kayalıklarda çift

Sonrası yürüyüştü. Ağaçların arasından geçen dar patika boyunca ilerledik. Her adımda denizin sesi biraz daha yaklaşıyordu. Patikanın sonunda ise bütün yorgunluğumuzu unutturacak bir manzara bizi bekliyordu. Kayalıklar… Okyanus… Rüzgâr… Sessizlik… Buraya sadece birkaç dakika uğrarız diye düşünmüştük.

2026 Japonya yolculuğundan: Izakaya bira patates

Ama saatlerin nasıl geçtiğini yine anlayamadık. Akşamüstü için yaptığımız Odaiba planını iptal ettik. Çünkü artık emindik. Misaki bize bir günlüğüne değil… Bütün günü hak eden bir yer olduğunu göstermişti.

Hoşça Kal, Japonya

Misaki’den döndüğümüzde bizi bekleyen ilk görev oldukça tanıdıktı. Valiz toplamak. Ama bu kez işimiz hiç kolay değildi. Son gece boyunca aldığımız bütün eşyaları valizlere yerleştirmeye çalışıyorduk. Ben Ebru’ya,

“Sen bir başla, sonra ben devam ederim.”

dedim. Birkaç dakika sonra valize baktığımda yalnızca kıyafetleri yerleştirmişti. Ve valizin dörtte üçü çoktan dolmuştu. Birbirimize baktık. Sonra aynı anda gülmeye başladık.

“Boşuna uğraşmayalım.”

“Gidip iki tane daha valiz alalım.”

Sanırım yolculuğun en başında kendi aramızda yaptığımız,

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo otel odası valizler

“Acaba kaç valizle döneriz?”

sohbetinin cevabını sonunda almıştık. Yeni valizler alındı. Gece boyunca yerleştirmeler yeniden başladı. Ben valizlerle uğraşırken Ebru’nun artık iyice yorulduğunu fark ettim. Yatağın kenarında sessizce oturmuştu. Elindeki kavunlu ekmeği, sırf bozulmasın diye yavaş yavaş yiyordu. O an gülümsedim.

Bazen uzun bir yolculuğun bütün yorgunluğu tek bir karede toplanabiliyor. Ertesi sabah son kez otelimizde kahvaltımızı yaptık. Gece saat üçlere kadar süren valiz mesaisinin ardından ikimiz de oldukça yorgunduk. Bu yüzden aslında planladığımız Yokohama gezisini iptal etmeye karar verdik.

2026 Japonya yolculuğundan: Tokyo Shibuya kavşağı selfie

Bunun yerine son kez Tokyo’da en sevdiğimiz rotalardan birini yürümek istedik. Meiji Jingu… Harajuku… Ve Cat Street… Bu kez üzerimizde hiçbir yük yoktu. Bütün valizlerimizi otelde bırakmıştık. Sırt çantalarımız bile yanımızda değildi. Belki de ilk kez gerçekten bomboş yürüyorduk.

Bu hafiflik çok güzel hissettiriyordu. Cat Street’e yeniden geldiğimizde ilk gün tesadüfen keşfettiğimiz küçük dükkândan kızarmış ekmek almayı da ihmal etmedik. Aslında bütün bu seyahat boyunca en güzel anılarımızın ortak bir noktası vardı. Hiçbiri planlı değildi.

Yanlış sokaklar… Tesadüfen girilen dükkânlar… Beklenmedik yürüyüşler… En çok da onlar aklımızda kalmıştı. Otele döndüğümüzde Limousine Bus saatini beklemeye başladık. Bir yandan da valizlerde son düzenlemeleri yapıyorduk. Lobideki tartının üzerine koyduğumuz valizlere bakıp,

“Siz aslında biraz daha hafifsiniz.”

der gibi ikna etmeye çalışıyorduk. Ama pek ikna olmuyorlardı. Sonunda otelden ayrılma vakti geldi. Ebru’nun elinde Snorlax peluşu vardı. Ben ise büyük bir özenle taşıdığım Asuka figürünü kucağıma almıştım. Snorlax konusunda içimiz rahattı. Geçen gelişimizde Pikachu bizimle kabine gelmişti.

Ama Asuka için aynı şeyi söyleyemiyorduk. Kontuara doğru yürürken Ebru geçen seyahatimizde bize hediye edilen civciv desenli bandanasını taktı. Etraftan geçen Japonlar onu görür görmez gülümseyerek tepki vermeye başladılar. Kontuardaki görevli de aynı şekilde gülümsedi. Valizlerimizi teslim ettikten sonra içimde kalan son soru buydu.

2026 Japonya yolculuğundan: Haneda atistirmalik molası

“Asuka da benimle gelebilir mi?”

Görevli gülümseyerek başını salladı.

“Evet.”

2026 Japonya yolculuğundan: Uçakla dönüş yolculuğu

İşte o an bütün yolculuk tamamlanmış gibi hissettim. Artık gerçekten dönüş zamanı gelmişti. Ama ilginç olan şuydu. Uçağa binerken içimizde Japonya’dan ayrılıyor olmanın hüznü vardı. Aynı zamanda da biliyorduk. Bu bir veda değildi. Sadece bir sonraki gelişimize kadar söylenmiş küçük bir “Görüşürüz“dü.

Şuna bir yanıt: “Japonya Günlüğü 2026: Yeniden Tokyo, Kyoto ve Yolların Bizi Götürdüğü Yerler”

  1. harika bir yazı!!

    Beğen

Yorum bırakın